Custompackaging okurlarına özel hazırlanan bu içerikte “İki Keklik türküsü kim yazdı” hakkında en önemli detayları derledik.
Kayseri’de Bir Kış Akşamı ve İçimde Çınlayan Bir Türkü
Şehrin Soğuğu, İçimin Gürültüsü
Kayseri’de kış her zaman biraz sert gelir. Rüzgâr sokak aralarından geçerken sadece üşütmez; insanın içini de yoklar, geçmişini kurcalar. O akşam da öyle bir soğuk vardı. Penceremin camı buğulanmıştı, dışarıdaki sokak lambasının ışığı titrek bir sarı çizgi gibi odaya sızıyordu. Elimde yarım kalmış bir çay, masanın üstünde eski bir defter… Yazmak istiyordum ama kelimeler sanki bana küsmüş gibiydi.
O an kulaklığımı taktım. Rastgele açtığım bir çalma listesinde bir türkü başladı. Daha ilk notasından tanıdım. İçimde bir şey yerinden oynadı. Sanki yıllardır unutmaya çalıştığım bir anı, kapıyı kırıp içeri girmişti.
İki Keklik
İlk kez çocukken duymuştum bu türküyü. Ama o zamanlar anlamazdım. Sadece güzel bir melodi sanırdım. Şimdi ise her notasının içimde açtığı boşluk başka bir şey söylüyordu bana.
“İki Keklik”i İlk Kim Söyledi?” Sorusu
Türkü ilerlerken aklıma takılan bir soru içimde büyümeye başladı: “İki Keklik türküsü kim yazdı?”
Bunu ilk kez kendime sormuyordum aslında. Ama her seferinde cevabı eksik kalıyordu. İnternette baktığında net bir isim yoktu. Bir besteci, bir söz yazarı… yok. Sanki bu türkü bir kişinin kaleminden değil de bir halkın kalbinden çıkmış gibiydi.
O an fark ettim ki bazı şarkılar sahipli değildir. Bazı acılar tek bir insana ait olmaz. “İki Keklik” de onlardan biriydi. Yüzyıllar boyunca söylenmiş, her söyleyenin biraz kendinden bir şey kattığı bir hikâyeydi.
Ama benim için o gece, mesele kim yazdı sorusu olmaktan çıkmıştı. Asıl mesele, neden içime bu kadar dokunduğuydu.
Bir Günlük Sayfasına Sığmayan Hisler
Defterimi açtım. Kalem elimdeydi ama yazamıyordum. Çünkü bazı duygular kelimeye dönüşmeden önce insanın içinde büyür, büyür ve taşar. Benim içim de taşmak üzereydi.
25 yaşındayım. Kayseri’de yaşıyorum. Dışarıdan bakınca sıradan bir hayatım var gibi görünüyor: işe gidiyorum, dönüyorum, bazen arkadaşlarla buluşuyorum. Ama kimse benim içimde ne kadar sustuğumu bilmiyor.
O gece “İki Keklik”i dinlerken bunu daha net hissettim. İçimde bir hayal kırıklığı vardı. Belki bir insana, belki zamana, belki de kendime karşı. Ne olduğunu tam adlandıramıyordum ama ağırlığı gerçekti.
Türkünün içindeki o kırık ses, sanki bana “sen de yalnız değilsin” diyordu. Ama aynı zamanda “her yalnızlık paylaşılmaz” gibi bir gerçekliği de yüzüme vuruyordu.
Çocukluğun Yankısı
Bir anda çocukluğuma gittim. Kayseri’nin kenar mahallelerinden birinde, akşam ezanı okunurken sokakta oynadığımız günlere… O zamanlar hayat daha basitti. Üzülmek bile kısa sürerdi.
Babaannem mutfakta iş yaparken radyodan bu türkü çalardı bazen. O zamanlar anlamazdım ama şimdi anlıyorum; o türküler aslında evin içindeki sessizliği doldurmak için varmış.
Babaannemin yüzü geliyor gözümün önüne. Ellerinde un kokusu, gözlerinde yorgun ama sıcak bir ifade… O da belki kendi gençliğinde bu türküyü dinlemişti. Belki o da bir zamanlar “İki Keklik türküsü kim yazdı?” diye sormuştu. Ama cevabı bulmak onun için de önemli olmamıştı.
Çünkü bazı sorular cevaplanmak için değil, hissedilmek içindir.
Şehrin İçinde Kaybolan Sesler
Kayseri büyüdükçe insan küçülüyor gibi hissediyor bazen. Binalar yükseliyor, yollar genişliyor ama içimizdeki boşluk aynı kalıyor.
O gece dışarı çıktım. Kulaklık hâlâ kulağımdaydı. Kar taneleri sokak lambasının altında dans ederken “İki Keklik” çalıyordu. Sanki şehir bile bu türküyü biliyordu.
Yolda yürürken insanların yüzlerine baktım. Herkes kendi dünyasında kaybolmuştu. Kimsenin yüzünde büyük bir hikâye yok gibiydi ama biliyordum ki herkesin içinde söylenmemiş türküler vardı.
Belki de “İki Keklik” o yüzden bu kadar eskimeyendi. Çünkü herkesin içine dokunan bir yanı vardı. Kaybolmuşluk, ayrılık, özlem… bunlar değişmiyordu.
Hayal Kırıklığının Sessiz Yüzü
İçimde bir kırgınlık vardı. Adını koyamadığım bir hayal kırıklığı. Belki bir insanın gitmesi, belki bir şeylerin hiç olmaması…
Bazen insan en çok neye kırıldığını bile bilemez. Sadece içinde bir şey eksilir ve o eksiklik hiçbir şeyle dolmaz.
Türkü ilerledikçe bu his daha da belirginleşti. Sanki her nota, içimdeki eksik parçayı biraz daha görünür kılıyordu.
O an düşündüm: Belki de bu yüzden insanlar türkülere sarılıyor. Çünkü kendi söyleyemediklerini başkalarının sesiyle duyabiliyorlar.
İki Keklik ve Anlamı
İki Keklik sadece bir melodi değil. İçinde bir hikâye taşıyor. Ama bu hikâye tek bir kişiye ait değil. Halkın hafızasından süzülüp gelmiş, nesilden nesile aktarılmış bir duygu.
“İki Keklik”i dinlerken artık “İki Keklik türküsü kim yazdı?” sorusunun cevabını aramıyordum. Çünkü fark etmiştim ki bu türkü bir kişinin değil, bir yaşam biçiminin ürünüydü.
Belki bir köyde, belki bir yaylada, belki de bir ayrılığın ortasında doğmuştu. Birinin içi yanmış, bir başkası o yangını ezgiye çevirmişti. Sonra başka biri söylemiş, sonra bir başkası… ve böylece bugüne gelmişti.
Bu düşünce içimi garip bir şekilde rahatlattı. Çünkü artık yalnız olmadığımı hissettim. Benim hissettiğim şeyler de bir zincirin halkasıydı.
Geceyle Baş Başa
Gece ilerledikçe şehir sessizleşti. Ben hâlâ yürüyordum. Ayaklarım soğuğu hissediyordu ama içimdeki düşünceler daha sıcaktı artık.
Bir banka oturdum. Gökyüzüne baktım. Bulutlar yavaşça geçiyordu. O an kendime şunu söyledim: “Bu his geçmeyecek, ama değişecek.”
Çünkü bazı duygular yok olmaz. Sadece şekil değiştirir. Hayal kırıklığı bazen kabullenişe, özlem bazen hatıraya dönüşür.
O gece “İki Keklik” bana bunu öğretti.
Kendime Yazdığım Sessiz Bir Not
Eve döndüğümde defterimi tekrar açtım. Bu kez kelimeler daha kolay aktı.
“Bazı türküler cevap vermez,” diye yazdım. “Sadece yanında durur.”
Sonra durdum. Kalem elimdeydi ama devam etmedim bir süre. Çünkü o cümle yeterliydi.
İçimdeki soruların hepsi cevaplanmamıştı. Ama artık bunun bir eksiklik olmadığını hissediyordum. Bazı şeyler bilinmez kalmalıydı. Tıpkı İki Keklik gibi.
Son Düşünce
O geceden sonra bu türküyü her dinlediğimde aynı soruyu sormuyorum artık. “Kim yazdı?” yerine “ben bunu neden hissediyorum?” diye düşünüyorum.
Cevap her seferinde biraz değişiyor. Ama değişmeyen bir şey var: içimde bir yer, bu ezgiye hep karşılık veriyor.
Ve belki de en önemlisi şu: bazı türküler sahiplenilmek için değil, hissedilmek için vardır.
Custompackaging okurlarıyla “İki Keklik türküsü kim yazdı” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!