Guy de Maupassant hangi akıma mensuptur? Sorusu neden sürekli kafaya takılıyor?
İzmir’de yaşayan 25 yaşında biriyim. Arkadaş ortamında genelde “çok komik çocuk” diye geçiyorum ama işin gerçeği şu: gecenin üçünde tavana bakıp Guy de Maupassant hangi akıma mensuptur? diye düşünecek kadar da garip bir zihinsel altyapım var.
Evet, yanlış okumadın. İnsanlar “yarın ne yesek?” diye düşünürken ben bir anda 19. yüzyıl Fransız edebiyatına bağlanabiliyorum. Sonra da kendime soruyorum:
“Sen normal misin?”
Cevap yok. Çünkü zihnim çoktan Maupassant’la realist-naturalist tartışmaya girmiş oluyor.
Guy de Maupassant hangi akıma mensuptur? Kısa cevap, uzun tartışma
Sevgili Custompackaging ziyaretçileri, bugün “Guy de Maupassant hangi akıma mensuptur” konusunda bilinmesi gerekenleri ele alıyoruz.
En temel seviyede başlayalım. Guy de Maupassant genellikle realizm (gerçekçilik) ve natüralizm akımlarıyla ilişkilendirilir.
Ama bu cümleyi böyle düz söyleyince hiçbir şey olmuyor. Çünkü ben bunu her okuduğumda içimde iki kişi kavga ediyor:
Biri “tamam işte realist, konu kapandı” diyor
Diğeri “dur bir dakika, natüralizm de var, öyle kolay değil” diye masaya vuruyor
Ve ben? Ben sadece kahvemi alıp bu iç tartışmayı izliyorum.
İç ses #1: “Mühendis gibi düşünen taraf”
“Bir yazarın akımını belirlemek için eserlerinde tekrar eden temalara bakılır. Maupassant; sıradan insan, toplumsal gerçeklik, determinist bakış açısı… tamam, bu realist ve natüralist çizgidir.”
Gayet net.
Ama İzmir sıcağında bile bu kadar netlik bana fazla geliyor.
İç ses #2: “Komik ama fazla düşünen taraf”
“Abi tamam da adamın hikâyeleri bazen öyle bir psikolojik karanlığa giriyor ki, insan diyor ki bu adam sadece realist mi yani? Yoksa ‘ben insanlıktan umudu kestim’ kulübü üyesi mi?”
İşte burada olay karışıyor.
Realizm mi, Natüralizm mi? Yoksa Maupassant mı?
Şimdi dürüst olalım. Guy de Maupassant hangi akıma mensuptur? sorusu sınavda çıkınca hepimizin yaptığı şey aynı:
“Realizm yazayım, yanına natüralizm de ekleyeyim, garanti olsun”
Ama işin arka planı biraz daha eğlenceli.
Realizm tarafı: Maupassant’ın “hayat böyledir” modu
Realizm diyor ki:
> Hayatı süsleme, olduğu gibi anlat.
Maupassant da tam olarak bunu yapıyor.
Mesela karakterler:
zengin değil ama mutlu da değil
fakir ama romantik hiç değil
ortada bir yerde, hayatın hafif ezdiği insanlar
Ben bunu okuyunca İzmir’de dolmuş beklerken kendimi görüyorum.
İç sesim hemen giriyor:
“Bak işte Maupassant seni anlatıyor.”
Teşekkürler iç ses, moral bozmaya devam.
Natüralizm tarafı: “İnsan biraz da biyolojidir” yaklaşımı
Natüralizm biraz daha sert:
İnsan davranışlarını çevre belirler
Genetik, toplum, şartlar…
Özgür irade biraz illüzyon gibi
Maupassant da bu tarafa göz kırpıyor.
Ama burada iş ilginçleşiyor. Çünkü adamın hikâyelerinde insanlar sadece “koşulların ürünü” değil, aynı zamanda bayağı trajik ve bazen acı bir şekilde farkındalar.
Yani şöyle bir şey oluyor:
“Ben fakirim çünkü toplum böyle”
ama aynı zamanda
“ve ben bunu çok iyi biliyorum”
İçimdeki komik taraf burada dayanamıyor:
“Abi resmen 19. yüzyıl depresyon Twitter’ı.”
İzmir’den bakınca Maupassant daha da ilginç oluyor
Bir gün Kordon’da oturuyorum. Simit + çay kombosu yapılmış. Arkadaşlar muhabbet ediyor:
“Abi bu yaz tatil nereye?”
“Asgari ücret ne olacak?”
“Borsa düştü mü?”
Ben ise içimden şunu düşünüyorum:
“Guy de Maupassant hangi akıma mensuptur?”
Bazen kendime diyorum ki:
“Sen bu hayatı neden böyle yaşıyorsun?”
Ama sonra Maupassant geliyor aklıma. Adam da muhtemelen 19. yüzyılda bir yerde oturup insanları gözlemleyip:
“Bunlar niye böyle?” demiştir.
Kısa iç diyalog
Ben: “Hayat basit aslında.”
İç ses: “Maupassant oku, sonra tekrar konuşuruz.”
Maupassant’ın hikâyeleri: Komik gibi başlayıp insanı duvara yapıştıran türden
Maupassant’ın olayı şu:
Başta diyorsun ki:
“Güzel hikâye, hafif dram var.”
Sonra bir bakıyorsun:
hayat darmadağın
karakterler psikolojik çıkmazda
umut? o da çıkmış gitmiş
Ve sen İzmir’de güneşli bir günde bile hafif içsel bir yağmur yaşıyorsun.
İçimdeki komik taraf burada devreye giriyor:
“Adam hikâye yazmıyor, duygusal sabotaj yapıyor.”
Guy de Maupassant hangi akıma mensuptur? Sınav cevabı vs gerçek hayat cevabı
Şimdi klasik sınav cevabı:
> Guy de Maupassant realizm ve natüralizm akımlarının önemli temsilcilerindendir.
Bitti.
Ama gerçek hayat cevabı biraz daha şöyle:
Realizmin gözlem gücünü alıyor
Natüralizmin determinist bakışını ekliyor
Üstüne insan psikolojisini koyuyor
Sonra diyor ki: “Hayat bu kadar basit değil”
İşte burada ben devreye giriyorum:
“Abi bu adam aslında edebiyatın ‘hayat update’i gibi.”
İç ses tartışması büyüyor
İçimdeki mühendis:
“Akımlar sınıflandırma için vardır, Maupassant net şekilde Realizm + Natüralizm.”
İçimdeki insan:
“Tamam da adamın yazdıkları insanı biraz içten içe kırıyor, bu sadece akım mı yani?”
Ben:
“Arkadaşlar sessiz olun, Kordon’da çay soğuyor.”
Mizahi gerçek: Maupassant okuyan insan biraz değişir
Şunu fark ettim:
Maupassant okumaya başladıktan sonra insanın olaylara bakışı değişiyor.
Mesela:
Birisi “hayat çok güzel” dediğinde
→ İç ses: “Maupassant okumuş mu acaba?”
Bir karakter mutlu görünüyorsa
→ “Bunun sonu iyi bitmeyecek”
Bir hikâye huzurlu başlıyorsa
→ “Kesin bir ters köşe var”
İzmir’de güneşli hava bile biraz şüpheli geliyor.
Realizm + Natüralizm + Maupassant = Hafif varoluşsal çöküş
Bunu formül gibi düşün:
Realizm → hayatı gösterir
Natüralizm → neden böyle olduğunu açıklar
Maupassant → “evet ve bu biraz üzücü”
İçimdeki komik taraf şöyle diyor:
“Adam edebiyat değil, hayatın spoiler’ını veriyor.”
Ama içimdeki ciddi taraf da kabul ediyor:
“İnsan davranışını bu kadar net görmek kolay değil.”
Gündelik hayatla bağlantı: Maupassant aslında aramızda
Bir gün arkadaşım dedi ki:
“Abi insanlar niye bu kadar karmaşık?”
Ben de otomatik cevap verdim:
“Guy de Maupassant hangi akıma mensuptur? diye sor, belki anlarsın.”
Boş bakış.
Ama ben anladım.
Çünkü Maupassant aslında şunu söylüyor gibi:
İnsanlar karmaşık değil
İnsanlar şartların, duyguların ve gerçekliğin birleşimi
Ama bunu okuyunca insanın iç sesi susmuyor.
İç diyalog final modu
İçimdeki mühendis:
“Her şey nedensel zincir.”
İçimdeki insan:
“Bazen sadece hissediyoruz.”
Ben:
“İzmir’de rüzgar var, Maupassant var, bir de biz varız.”
Son düşünce: Akım mı önemli, anlatılan insan mı?
Guy de Maupassant hangi akıma mensuptur? sorusu teknik olarak cevaplanabilir:
Realizm ve natüralizm.
Ama zihnimde bu soru biraz daha geniş:
İnsan nasıl anlatılır?
Gerçeklik ne kadar gerçektir?
Bir hikâye bizi neden bu kadar etkiler?
Ve ben her seferinde aynı yere geliyorum:
İçimdeki mühendis “doğru sınıflandırma” istiyor
İçimdeki insan “anlam” istiyor
Ben ise sadece İzmir’de bir kafede oturup ikisinin tartışmasını dinliyorum.
Buna da Göz Atın: Futbolcular Kornerde neden el kaldırır ?